Özden Söze, Sözden Yazıya

Kırklar Meclisi Kültür-Sanat Kulübü ve Halkbilimi Araştırmaları Kulübü tarafından ‘’Türk Halk Edebiyatı Buluşmaları I: Özden Söze, Sözden Yazıya’’  başlıklı bir panel düzenlendi. İpekköy Yerleşkesi konferans salonunda düzenlenen programda Ahi Evran Üniversitesinden Prof. Dr. Salahaddin Bekki, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinden Doç. Dr. Nedim Bakırcı ile Dr. Namık Aslan, Dr. Doğan Kaya, Yazar M. Sabri Koz, Halkbilimci Nail Tan konuşmacı olarak katıldı. Rektörümüz Prof. Dr. Metin Orbay, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Köksal’ın da katıldığı programa ilgi yoğundu.

Özden Söze, Sözden Yazıya 01

Cönklerin İçinde Yaşama Dair Her Şey Var

İki oturum halinde gerçekleşen programın ilk bölümü ‘Cönklerin İzinde Ömür Sürenler’ başlığıyla gerçekleştirildi.Dr. Doğan Kaya, Yazar M. Sabri Koz, Halkbilimci Nail Tan’ın konuştuğu oturumu Rektörümüz Prof. Dr. Metin Orbay yönetti.

Kültürümüzün nesilden nesille taşınmasında önemli bir yazılı kaynak olan cönklerin içerisinde sadece edebi unsurların olmadığını söyleyen Rektörümüz Orbay; cönklerde tarih, coğrafya, hukuk, inanç kısacası insan yaşamına dair her şeyin bulunduğunu kaydetti. Bu bağlamda cönklerin edebiyatçılara hitap ettiği kadar tarihçiler, coğrafyacılara da hitap etmesi gerektiğini belirten Orbay; ‘’Cönkler, mecmualar kültürümüzün yapı taşlarıdır, bunları iyi okumak, iyi analiz etmek lazım. Doğruluğunu iyi araştırmak lazım. Geleceğin bilim insanlarının araştırmalarını yaparken soran, sorgulayan, analitik düşünen, kaynakçayı iyi araştırması kültürel değerlerimizin de yerli yerine oturtulması açısından faydalı olacaktır.’’ ifadelerini kullandı.

Özden Söze, Sözden Yazıya 02

Güzel Şeylere Sahip Çıkan Çok Olur

İlk konuşmacı Halkbilimci Nail Tan ‘Âşık Edebiyatında Şairi Karıştırılmış Şiirler’ başlıklı bir sunum yaptı. Tan; ‘’1991 yılı Yunus Emre yılıydı. O yıl Türk edebiyatının şaheseri diyebileceğimiz bir eseri incelerken gördüm ki bu şiir hem Yunus Emre hem Âşık Paşa hem de Kaygusuz Abdal adına yayınlanmıştı. Bunun gibi yedi, sekiz şairin üzerine kayıtlı şiirler vardı. Her rastladığım antolojide, dergide başka başka şairlere mal edilmiş şiirleri not almaya başladım. Yirmi yıl sonra da deftere kaydettiğim şiirlerle ilgili makaleler yazmaya başladım ve o şiirin gerçek sahibini bulmaya çalıştım.’’ dedi.

Bu durumun sebeplerini de açıklayan Tan; ‘’Güzel şeye sahip çıkan çok olur, güzel şiirin çeşitlemeleri, taklitleri doğar. Ona nazireler yazılır. Ayakları, mahlasları makam kabul etmek de buna sebep olur. Cönklerin güvenirliliği sorgulanmadan cönklerde yazılanları doğru kabul etmemek gerekir. Siz gençlere düşen görev de budur. Araştırın, karşılaştırın ve doğruyu bulun.’’ cümlelerini kaydetti.

Her Cönk Bir İnsan Beynidir

Yazar M. Sabri Koz ise ‘Cönklerle Mecmualar Arasında Geçen 50 Yıl’ başlıklı sunumunda cönk ve mecmua örneklerini görseller eşliğinde katılımcılarla paylaştı.

Blok notlar gibi yukarıdan aşağıya doğru açılan defterlere cönk; yatay açılan defterlere mecmua denildiğini söyleyen Koz; ‘’Türk kültürü, Türk dili ve edebiyatıyla candan, içten bir ilişki kurarsanız sizi sardığını ve sarmaladığını göreceksiniz. Cönklerde, mecmualarda insanımızın neşelerine, kederlerine tanık olursunuz.’’ dedi.

Her cönkün bir insan beyni olduğunu söyleyen Koz; ‘’Tarikatlara mensup insanların en sofusunun bile şiire ve ilahiye âşık olduğunu görürüz. Fakat bunların içinde Bektaşiler kadar şiire, şaire, saza, söze önem vereni yoktur. Bir Bektaşi el sanatlarını bilecek, musikiyi bilecek, şiiri bilecek, beline taktığı kemeri yapmayı bilecek, halk sanatını bilecek, Allah yazmayı bilecek, Muhammed, Hasan, Hüseyin yazmayı bilecek.’’ ifadelerini kullandı.

Alevi Sözü Anadolu’da 15. Yüzyılda Duyulmaya Başlandı

Alevilik Bektaşilik geleneğiyle ilgili bilgi veren Dr. Doğan Kaya, Anadolu’da Aleviliğin ne zaman başladığını şu sözlerle açıkladı:

‘’Timur, 1402 yılında Yıldırım Beyazıt’ı yendikten sonra otuz bin esirle geri dönüyor. Bu esirleri Erdebil şeyhlerine teslim ediyor. Erdebil şeyhi bir süre sonra Timur’dan esirleri affetmesini istiyor. Serbest kalan esirlerin bir kısmı şiirleriyle, kültürleriyle Alevi olarak Anadolu’ya dönüyorlar. 15. yüzyıldan sonra Anadolu’da ‘alevi’ sözünü duymaya başlıyoruz.’’

Alevi Bektaşi edebiyatında dillin anlaşılır halk Türkçesi olduğunu söyleyen Doğan; âşık edebiyatının önemli bir cephesini teşkil eden Alevi-Bektaşî edebiyatının yedi uğurlu ozanı olduğunu; bunların Nesimî, Fuzulî, Hatayî, Pir Sultan, Kul Himmet, Yeminî ve Virani olduğunu ifade etti. Bu şairlerin, Alevî-Bektaşî kültüründe “Yedi Ulu Ozan” olarak nitelendirilmelerinin sebebini ise Doğan; şiirlerinde Oniki İmam, Kerbelâ hadisesi, menkıbeler, Bektaşilikle ilgili inançları, erkân ve adetleri konu edinmeleri, inanç ve düşüncelerini ustaca ortaya koymaları olarak açıkladı.

Özden Söze, Sözden Yazıya 03

Baba Evin Çadırıdır Ana O Çadırın Direğidir

Panelin ikinci oturumu ise Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Köksal başkanlığında konuşmacılar Prof. Dr. Salahaddin Bekki, Doç. Dr. Nedim Bakırcı ile Dr. Namık Aslan’ın katılımıyla gerçekleştirildi.

Türk Kültüründe Evlilik ve Aile Hayatı başlıklı oturumun ilk konuşmacısı Doç. Dr. Nedim Bakırcı, Dede Korkut ve halk hikayelerindeki evlilik konusundan bahsetti. Dr. Bakırcı; Dede Korkut hikayelerinde görücü yoluyla evlilik, kız kaçırma yoluyla evlilik, beşik kertme yoluyla evlilik, çok eşli evlilik, kayınbiraderle evlilik, ilk görüşte âşık olma yoluyla evlilik çeşitleri olduğunu söyledi. Bakırcı, destanlardan, halk hikayeleri yer alan konuyla ilgili örnekler de verdi.

Türklerde Aile Anlayışı ve Çocuk başlıklı konuşmasıyla ile Dr. Namık Aslan; ‘’Türk aile tipinin kültürel süreklilik içerisinde tarihi gelişim ve tekâmülü çok az topluma nasip olmuştur. İslam öncesi, İslami dönem ve Batı medeniyeti ekseninde olmak üzere Türk aile yapısı şekillenmiştir.’’ dedi.

Eski Türk ailesinin kan akrabalığına dayandığını ve pederi bir aile tipine sahip olduğunu kaydeden Dr. Aslan; eski Türk ailesinde özel mülkiyet olduğunu, kadının baba evinden getirdiği çeyizin yegâne sahibi olduğunu, ayrıca aile malında kızların çeyiz, oğlanların kalın (Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen armağan veya ağırlık) hakları olduğunu söyledi.

Kadının ailede hür olmasının sadece eski Türk kültürüne has bir özellik olduğunu belirten Aslan; kadının, çocuğun, ailenin korunmasının sadece eski Türk ailesinde ve kısmen Moğol ailelerinde olduğunu da sözlerine ekledi.

Türklerde dışardan evliliğin esas olduğunu ifade eden Aslan; ‘’Oğlanlar dışardan evlenirler, kızlar dışarıya verilirdi. Türklerde aile içerisinde çocukların öldürülmesi, alınıp satılması yoktur. Türk aile tipolojisinde baba evin çadırıdır ana o çadırın direğidir.’’ dedi.

Özden Söze, Sözden Yazıya 04

Gönülsüz Ere Varan Gözsüz Evlat Doğurur

Prof. Dr. Salahaddin Bekki ise ‘Türkülerde Nispetsiz Evlilikler’ konulu konuşmasında baş yastığı kendisine eş olmayanların çektikleri dramların ve bu dramlar üzerine tespit ettiği türküleri paylaştı.

Bekki; kendinden büyük adamlarla evlenen çocuk gelinlerin duygularının derlendiği ya da kendinden küçük oğlanlarla evlendirilen kadınların duygularının derlendiği türküleri örneklerle anlattı.

Kadının gözünden evlendirildiği kişiyle ilgili çocuk, oğlan, itin oğlu, köpek yavrusu, kedi yavrusu, kötü gibi aşağılayıcı sözlerin bu türkülerde yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Bekki; ‘’Küçük kızların büyük adamalarla evlendirilmesinin iki sebebi var. Zengin damat edinme arzusu, ikincisi de zora boyun eğme. İş güç de bu evliliklerin oluşmasında etkili; eve gelen gelin ne kadar güçlü kuvvetli olursa çıkardığı iş de o kadar iyi olur. Kadın iş gücü olarak düşünülmektedir.’’ ifadelerini kullandı.

Nispetsiz evliliklerle ilgili türkülerin Makedonya’dan Urfa’ya, Safranbolu’dan Erzincan’a neredeyse tüm Türk coğrafyasından derlenmiş olmasının bu tür evliliklerin ne denli yaygın olduğunun göstergesi olduğunu kaydeden Bekki, ‘’Sonuçta bu tür evlilikler mutsuz kadın profilini ortaya çıkarmaktır. Gönülsüz ere varan gözsüz evlat doğurur.’’ dedi.

Özden Söze, Sözden Yazıya 05

Katılımcılara katkılarından ve değerli bilgilerinden dolayı teşekkür eden Rektörümüz Prof. Dr. Metin Orbay ve Fen Edebiyat Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. M. Fatih Köksal konuşmacılar adına dikilen fidanların yer aldığı sertifikaları kendilerine takdim ettiler.

Program kapsamında Grup Bendari tarafından seslendirilen halk ezgileri izleyiciden bol bol alkış aldı.

Özden Söze, Sözden Yazıya 06

Özden Söze, Sözden Yazıya 07

 

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü